Yazar

Pelin Temelli

Yazılar

EKONOMİK PANDEMİ 1#coronaekonomi

Korona ile dünyanın sağlık alanında imtihanı bitirilmeye çalışırken Dünyanın en güçlü devletlerini dahi yürekten titreten büyük bir sınav kapıda bekliyor. Ekonomik çöküş süreçleri tarihte aristokrasinin yıkılıp krallık dönemlerinin son bulmasına, devasa imparatorlukların yok olmasına, devrimlere, dünya savaşlarına sebep olmuş çağ değişimleri yaratmış bir olgudur.1789 Fransız ihtilali,1911 Çin devrimi,1917 Bolşevik devrimi ve Çarlık Rusya’sının çöküşü, genel olarak ekonomik çöküş ve yoksullukların getirdiği sonuçlardır.1863 yılında başlayan Amerikan iç savaşı dahi aslında zengin güneyli eyaletlerin zenginliklerini daha fakir olan kuzeyli eyaletlerle paylaşmak istemeyerek birlikten ayrılma kararları sonucu başlamıştır.2.Dünya savaşı Hitler Almanya’sının ağır ekonomik şartlarda çektiği sıkıntıları zengin olarak gördüğü azınlıklara suç yüklemesi ile başlamış Dünyayı saran bir ateş çemberine dönüşmüştür. İçinde yaşadığımız günlerde korona virüs salgını tüm ulusların ekonomik tedarik zincirini kırması, ulusal sınırları kapatarak karantina uygulaması Avrupa ve Amerika’da mevsimsel çalışan işçilerin gelmesini engellemiş olduğu için, ülkelerin tarımsal ürünlerinin toplanmasını toplanabilen az miktarların da çok yüksek fiyatlarla raflarda yer almasına sebep olmuştur. Salgın nedeni ile kapanan iş yerleri olağan dışı işsizlik seviyelerine sebep olurken Dünyanın fakir ülkelerinden mevsimlik göç eden işçilerde ülkelerine evlerine ekonomik katkı imkanlarını kaybetmişlerdir. Korona salgını zaten son 10 yılda ekonomik açıdan iyice kırılgan hale gelen gelişmiş ülkeleri daha da zor bir döneme sürükleyeceğinden hiç şüphe yoktur. Yaşlı Avrupa’nın…

Hüzünlü Bir Ramazan #hosgeldinramazan

Ramazan ayı Türk Halkı için çok özel bir değere sahiptir. Oruç tutanlar kadar tutmayanlar da Ramazan ayında farklı bir duyguya kapılır. Bu toplumda yaşayan herkes çocukluk anıları ile Ramazan’ı karşılar. Akşam ezanı ile iftar için masalar hazırlanırken, aile büyüklerinin gün içinde yaptığı alışveriş sonunda tüm yiyeceklerin masaya konmasını bekleyen çocuklar, orucun getirdiği rehavetle hafif uyuklayan büyük anne ve büyük babalarını uyandırmadan, dışarıdan sessiz ama içlerinden büyük bir neşeli gürültü ile masanın kurulmasına yardım için koşturur. Bugün halen orta yaşta olanlarımızın hatırladığı bu bayram havası iftarlar hala aklımızdadır. Belki yeni nesil gençlerimiz bu 30 Ramazan dediğimiz özel günleri tam içlerinde yaşatamasalar da genlerindeki anılarda varlığını hissederler. Akşam ezanı ile coşkulu bir yemek serüveni başlar evlerde, şükür dualarından sonra iftar başlarken uzun bir sohbetin ilk adımları atılır. Allah ne verdiyse herkese afiyet olsun, Allah kabul etsin denilerek. Yemeklerden sonra başlayan çay servisini meyve tabakları takip eder. Büyüklerin namaz için odaya geçmeleri, kimi evlerde açılan televizyon programları ile devam eden 30 günlük bir şölendir Ramazan geceleri. Halkımız çok hoş görülüdür oruç tutmayanlara; bir gün sana da nasip olur derken hiç de ayrımcılık yapmaz oruç tutanlar, onların kalplerinde var olan hoş görü ve sevgidir aslında bizim toplumumuzu birbirine bu kadar bağlı kılan…

TBMM 100.YIL #TBMM

Tarihte örneğine az rastlanır bir şekilde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi günün şartlarına göre dünyaya örnek teşkil edecek nitelikte, aslında bir ulusun binlerce yıllık tarihinde daima demokratik oluşunun canlı örneğidir.1900 lü yıllarda tüm dünyada kaotik bir siyasi düzen hüküm sürerken Türk toplumu olarak kabul edilen ve hiçbir ırkçılık yapmadan birleşen farklı menşee sahip insanlar tek bir amaç uğrunda birleşmiş bugün sahip olduğumuz modern devletin sağlam temeller üzerine kurulmasını sağlamıştır. Meclisin ilk toplanmasında tüm Anadolu’dan seçilen vekiller aynı görüşte ülkenin bütünlüğü ve bağımsızlığı üzerine fikir birliğine varmışlardır. Avrupa devletlerinin krallık ve prensliklerle yönetildiği çarlık Rusya’sının kanlı değişimlere sahne olduğu bir dönemde bir ulus içindeki özgürlük arzusunu en ileri düzeyde demokrasi olarak cumhuriyeti benimsemiş ve yeni Türkiye’nin temel taşlarını üst üste koymuştur. Milletin egemenliği millet meclisinin seçilen kişileri ileri temsil edilmek üzere korunma muhafaza edilme yoluna gidilmiştir. Türkiye Büyük millet Meclisi tarihi boyunca çok sesli ifade özgürlüğünün temel savunucusu konumunu daima temsil etmiş ülke çıkarlarını bireysel çıkarlar yerine tercih etmiş bir meclistir. Farklı dönemlerde uğradığı kesintilere iç çatışmalara sahne olsa ’da bu meclis Türkiye topraklarında daima aydınlık bir gelecek için çalışmış örnek insanlar yetiştirmiş bir meclis olarak 100 yılı geride bırakmıştır. Meclisin seçilmiş üyelerinin farklı siyasi görüşleri olabilir bu bir…

Evde Kal Dünya #evdekal

Tüm Dünyanın covid-19 salgını ile sarsıldığı 2020 yılında içinde yaşadığımız gezegenimizin nefes almak için kendini bizden korumak adına seçtiği acımasız bir yöntem ile karşı karşıya kaldık. Bu salgından çıkarılacak sayısız dersler var insanoğlu için. Kendisinin aslında ne kadar aciz olduğunu, bitmek bilmeyen bir tüketim aç gözlülüğü ile hayatı ne kadar umursuzca har vurup harman savurduğunu, hiçbir şeye şükretmeden yaşamanın bedelini kaybedilen binlerce hayatla öğrenmeye başladı insanoğlu. Yaşadığı doğal ortamı sanayi çöpleri, plastik atıklarla dolduran yokluğuna 1 hafta dayanamayacağı suları denizleri kirleten hiçbir uyarıya kulak asmayan insanoğlu sonunda ister suni ister doğal ama gezegene ait bir mikroskobik canlı karşısında diz çöktü. Dünyanın en güçlü devletleri çaresizce kendi vatandaşlarının ölümü izlemeye başladı. Milyonlarca kilometrekare yüz ölçümüne sahip ülkeler 60 metrekare evlere sığdı. Vatandaşları hapsedildi diye neredeyse savaş çıkaracak olan süper güç olarak anılan devletler, vatandaşlarının akciğerlerine hava verip nefes almalarını sağlayamadıkları için onları çelik tabutlara teslim etti. Dünyamız bize yaradanın bedelsiz verdiği güzellik ve nimetlerin kıymetini bilmediğimiz için telafisi imkânsız bir faturayı önümüze koydu. Hangi süper silah, hangi altın külçesi kaybedilen hayatları geri getirebilir. Başka ülkelerin sınırlarına saygısı olmayan devletler bu göremedikleri acımasız istilacıya karşı kendi sınırlarını dahi koruyamadılar. Şimdi sormak gerekiyor kendi ülkelerinin gelişimi zenginliği adına daha güçsüz ülkelere acımayan…

Hayati Seçimler Üzerine

Hayatımızın tüm evreleri kişisel seçimlerimiz üzerine kurulu olarak geçer, bebekliğimizden başlayan seçimlerimiz bizi ilerleyen zaman da suçlayacağımız veya mutlu olacağımız kader döngüsünün varlığını oluşturur. Oyuncaklarımızı seçeriz, arkadaşlarımızı seçeriz, kıyafetlerimizi seçeriz, saç modelimizi, saç rengimizi, dergilerimizi, kalemlerimizi, içeceklerimizi, yemeklerimizi, sevgilimizi, eşimizi, mesleğimizi, ev eşyalarımızı, duvar boyamızın rengini, tatil yerimizi, evimizin semtini, arabamızı ve rengini, bazen yaşamak istediğimiz ülkeyi, bizi idare etmesini istediğimiz siyasi liderleri; bitmeyen seçimler bizi biz yapana dek devam eder hatta ölümden sonra kalmak istediğimiz mezarlığı bile satın alırız. Her şeyi seçen ve sahip olmak isteyen varoluşumuzun kaçınılmaz egosu ile durmadan seçerek yaşarız. Seçimlerimizin sonuçlarından memnun olmadığımız zaman kader suçlanır; mutlu sonla biterse aklımızla övünürüz. Fakat hiç sorgulamadığımız, bizi bu seçimlere götüren faktörler nelerdir? Yaşadığımız çevre, ailemiz, eğitim dönemi, arkadaşlarımız, sevdiklerimiz; aslında fark etmeden sosyal yaşamın bizi götürdüğü yolda yaptığımız seçimlerdir. Kendi içimize dönüp baktığımızda aslında hiçte özgür seçimler yapmadan sadece çevresel etkilerle seçimler yaptığımızı görürüz. Kendimizi, özgür sanarak ve özgür kabul ederek çevreye uyum adına seçimler yaptığımızı çok geç anlarız. Bizi biz yapan kimliğimizi, gerçekte bize sunulan bir kimlik olarak algılamamız, özgürlük adına gönüllü mahkumluk yaşadığımız yaşam paradoksunda yol alır. Bazen de bunu hiç anlamadan hayatın sonuna gelmemiz kabullendiğimiz kaderimizdir. Kaderimizi biz seçeriz diye kendimizi kandırdığımız olgu, bizden…