Tüm Dünyanın covid-19 salgını ile sarsıldığı 2020 yılında içinde yaşadığımız gezegenimizin nefes almak için kendini bizden korumak adına seçtiği acımasız bir yöntem ile karşı karşıya kaldık. Bu salgından çıkarılacak sayısız dersler var insanoğlu için. Kendisinin aslında ne kadar aciz olduğunu, bitmek bilmeyen bir tüketim aç gözlülüğü ile hayatı ne kadar umursuzca har vurup harman savurduğunu, hiçbir şeye şükretmeden yaşamanın bedelini kaybedilen binlerce hayatla öğrenmeye başladı insanoğlu. Yaşadığı doğal ortamı sanayi çöpleri, plastik atıklarla dolduran yokluğuna 1 hafta dayanamayacağı suları denizleri kirleten hiçbir uyarıya kulak asmayan insanoğlu sonunda ister suni ister doğal ama gezegene ait bir mikroskobik canlı karşısında diz çöktü. Dünyanın en güçlü devletleri çaresizce kendi vatandaşlarının ölümü izlemeye başladı. Milyonlarca kilometrekare yüz ölçümüne sahip ülkeler 60 metrekare evlere sığdı. Vatandaşları hapsedildi diye neredeyse savaş çıkaracak olan süper güç olarak anılan devletler, vatandaşlarının akciğerlerine hava verip nefes almalarını sağlayamadıkları için onları çelik tabutlara teslim etti. Dünyamız bize yaradanın bedelsiz verdiği güzellik ve nimetlerin kıymetini bilmediğimiz için telafisi imkânsız bir faturayı önümüze koydu. Hangi süper silah, hangi altın külçesi kaybedilen hayatları geri getirebilir. Başka ülkelerin sınırlarına saygısı olmayan devletler bu göremedikleri acımasız istilacıya karşı kendi sınırlarını dahi koruyamadılar. Şimdi sormak gerekiyor kendi ülkelerinin gelişimi zenginliği adına daha güçsüz ülkelere acımayan modern devletler acaba o güçsüz ülkelerin çektiği çaresiz korkuyu kalplerinde hissediyor mu?

Bu gözükmeyen düşman sınır tanımadığı gibi zengin akıllı güçlü tanımıyor. Düne kadar kendi dinleri dışında diğer dinleri dışlayan dünya bugün dışladığı dinler ile bir araya gelip yaratıcısına yalvarıyor. Maddi gücü tek güç kabul eden insanoğlu şimdi manevi yardım talep ediyor. İnsanın sahip olduğu erdemleri hatırlaması, reddettiği değerleri kabul etmesi için yüzbinlerin ölmesi mi gerekliydi?

Açlıktan hastalıktan kırılan dünyanın fakir ülkelerine ancak o ülkelerin doğal kaynaklarını kullanırsa para veren, ilaç veren, gıda yollayan modern dünya bugün milyonlarca çöpe atılacak maskelere ulusal servetlerini harcıyorlar. Bu gözle görülmeyen düşman süper ülkelerin uçak gemilerini esir alıyor, şirketlerini batırıyor, olmazsa olmaz denilen petrol alıcı bulamıyor. Tüm bunlara rağmen insanoğlu kibirli halinden taviz vermeden devam etmeye çalışsa da için için korkudan titriyor. Salgın bir hamle daha yapsa aslında kâğıt bile olmayan pamuk türü malzemeden yapılmış paranın gücünün ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu gayet iyi bilen modern dünya her gece korkuya sarılıp uyuyor sabah yeni bir korku ile uyanıyor. Belki bu günler alacağı canları tamamlayan düşmanın çekip gitmesi ile geçecek ve arkasında hatırlanmak istemeyen günler bırakacak. Fakat hiçbir şey bir daha ayni olmayacak, ölenler geri gelmeyecek, kapanan şirketler kaybedilen işler telafi edilemeyecek.

İnsanoğlu her ne kadar kendini güçlüyüz diye kandırmaya çalışsa da aslında ne kadar aciz olduğunu asla unutmayacak. Umulan tek şey olacak bir daha insanların birbirlerini dil,din,ırk ayırmadan manevi değerlerini hatırlayıp sahip olduklarına şükretmesi. Dünya insan için yaratıldı, insansa kendi yarattıklarına esir düştü. Bu esaretten kurtulmanın tek çaresi yaradanın insana verdiği değeri insanın kendisi için yaratılmış olana değer vermesi. Dünya saygıyı fazlası ile hak ediyor, saygı duymadığımız zaman dünyanın bize nasıl cevap verdiğini görmek için haddi aşmamak gerekiyor.

Comments are closed.