Ramazan ayı Türk Halkı için çok özel bir değere sahiptir. Oruç tutanlar kadar tutmayanlar da Ramazan ayında farklı bir duyguya kapılır. Bu toplumda yaşayan herkes çocukluk anıları ile Ramazan’ı karşılar. Akşam ezanı ile iftar için masalar hazırlanırken, aile büyüklerinin gün içinde yaptığı alışveriş sonunda tüm yiyeceklerin masaya konmasını bekleyen çocuklar, orucun getirdiği rehavetle hafif uyuklayan büyük anne ve büyük babalarını uyandırmadan, dışarıdan sessiz ama içlerinden büyük bir neşeli gürültü ile masanın kurulmasına yardım için koşturur. Bugün halen orta yaşta olanlarımızın hatırladığı bu bayram havası iftarlar hala aklımızdadır. Belki yeni nesil gençlerimiz bu 30 Ramazan dediğimiz özel günleri tam içlerinde yaşatamasalar da genlerindeki anılarda varlığını hissederler. Akşam ezanı ile coşkulu bir yemek serüveni başlar evlerde, şükür dualarından sonra iftar başlarken uzun bir sohbetin ilk adımları atılır. Allah ne verdiyse herkese afiyet olsun, Allah kabul etsin denilerek. Yemeklerden sonra başlayan çay servisini meyve tabakları takip eder. Büyüklerin namaz için odaya geçmeleri, kimi evlerde açılan televizyon programları ile devam eden 30 günlük bir şölendir Ramazan geceleri. Halkımız çok hoş görülüdür oruç tutmayanlara; bir gün sana da nasip olur derken hiç de ayrımcılık yapmaz oruç tutanlar, onların kalplerinde var olan hoş görü ve sevgidir aslında bizim toplumumuzu birbirine bu kadar bağlı kılan ve her zorluğa birlikte göğüs gerdiren. Fakat gelin görün ki 2020 yılında tüm dünya ile içine düştüğümüz salgın sonunda çok hüzünlü bir Ramazan yaşıyoruz. Ramazan ayının ilk günlerini evlerimizde karantina altında geçiriyoruz. Sokağa çıkmanın yasaklanmasına rağmen devletimiz halkımızın daha çok mahzun olmaması için elinden geldiği şekilde halk sağlığını da düşünerek ölçülü bir karantina uygulamaya çalışıyor. En azından belli saatlerde yine Ramazan pidelerini sıcak sıcak alabilmemiz için fırsat tanıyor. Eksiklerimizi almak için belli zamanlarda bakkal, market izni vermeye çalışıyor. Kolay değil milyonlarca insanı en değer verdiği Ramazan ayında kalplerini kırmadan sağlıklarını korumak için evde tutmaya çalışmak, güvenliklerini sağlamak. Adını tam koyamadığımız hayatlarımızı elimizden almaya çalışan bu salgın aynı zamanda bizlere unuttuğumuz birçok şeyi yeniden hatırlattı. Hayatı tamamen tüketim çemberinin ortasına oturttuğumuz bir çağda, zamanın büyük bir kısmını dışarıda yemekte veya eve yemek servisinde yaşadığımız değerli ömrümüzü birçok şeyi fark etmeden tükettiğimiz bir çağda, bize ait olan bir evimiz olduğunu, çevremizde bizden başka insanların yaşayıp aslında komşularımız olduğunu, pencerelerimizi açtığımız zaman aldığımız temiz havaya şükrettiğimizi keşfettik. Aslında “her şerde bir hayır vardır” sözü bugünlerde anlaşılır oldu. Normal zamanlarda belki haftada bir aradığımız yakınlarımızı daha sık arar olduk sağlıklarını sormak için. Yaşadığımız şehrin havasının temizliğini fark ettik, kirden arınan denizlerimizde kıyılara gelen yunusları izledik; belki de içten içine yaşadığımız dünyayı nasıl hoyratça tükettiğimize pişmanlık duyar olduk. Tüm bunların yanında asıl olan kendi mutsuzluklarımız için başkalarını suçlarken hayatlarımızı bizden alan bu salgın için suçlayacak muhatap bulamadık. Size hiç değer vermeyen canınızı almak için gece gündüz saldıran bir virüs suçlasanız sizi duymayacak kadar acımasız, manevi değerleri olmayan bu salgın bizlere gerçekte maneviyata ne kadar ihtiyacımız olduğunu öğretti. Yaşadığımız her güne sahip olduğumuz en büyük zenginliğe sağlımıza şükretmemiz gerektiğini öğrendik.2020 yılı Ramazan ayı hüzünleri ile bir şekilde geçecek ama hiç unutulmayacak bir hayat dersini de yüreklerimizde bırakarak geçecek. ’Olmaya Cihan da Devlet Bir Nefes Sıhhat Gibi ‘’

 

Comments are closed.