Sınav dönemlerini geride bıraktığımız şu günlerde tüm öğrencilerimiz, öğretim kademelerine göre çeşitli sınavlara girip çıktı. Farklı heyecan ve endişeleri de beraberinde getiren sınav sistemleri aslında hayatımız boyunca bizimle kariyer yolunda beraber yürüyen bir yapı taşıdır. Sınavları sadece okul hayatında bizi zorlayan bir korku unsuru olarak görmek yerine eğitim hayatımızda bize verilen bilgilerin ruh ve akıl yapımızda ne şekilde yer aldığını görmek için dönüp baktığımız kütüphane ziyareti gibi düşünmek gerekir.
Eğitim aldığımız süreçte genellikle şu soruyu hepimiz kendimize sorarız “Şimdi bu öğrendiklerimin bana ne faydası var?” Evet belki tüm öğrendiklerimizi hayata başlarken kullanmayacağız fakat öğrenim süreci içinde aldığımız bilgiler çerçevesinde hangi alanda daha yetenekli ve başarılı olduğumuzu bu karma bilgi akışında fark etme fırsatı bulabiliriz. Bu öğreti bize gelecekte hayatımızı hangi alanda devam ettirerek kariyer yapacağımız konusunda ilk yol haritamız olacaktır. Eğitim süreci içinde ilgi duyduğumuz dersler zamanla daha başarılı olduğumuz dersler olarak karşımıza çıkar. Sayısal ve sözel olarak sınıflandırmanın amacı da budur. Tüm öğrencilerin dikkat etmesi gereken ilgi duydukları yetenekli oldukları derslere ağırlık vererek sınav sırasında başarı oranlarını garantiye almak olmalıdır.
Eğitim hayatı bize bir çok bilgiyi yüklerken aynı zamanda araştırma, bilgi edinme yöntemlerini, bilgi toplama becerimizi geliştirmeyi, farklı konularda fikir sahibi olmayı öğretirken beynimizin kullanım kapasitesi ni geliştirmeyi de içgüdüsel olarak öğretir. Öğrencilik yıllarında okul eğitimine ek olarak araştırdığımız konular sayesinde gelecekte sahip olacağımız kültürel birikimin de temellerini atmış oluruz. Kültürel birikimimiz çeşitli ortamlarda konuşurken fikir sahibi olmamız ve konuşmalarımız sayesinde farklılığımızı sergiler.
Farklı bilgilerle dolu bir kişilik, yaşadığımız sosyal toplumda saygınlığımızı artırır. Tüm bu yaklaşımlardan yola çıkarak üniversite yollarına geldiğimizde, üniversite hayatına aday bir kişi olarak diğer okul yıllarında çok farklı olan bu eğitim sistemi içinde daha akılcı bir yol izlememiz; geçirmiş olduğumuz eğitim ve sınav sistemlerindeki edinimlerimizle doğru orantılıdır. Üniversite her genç için vazgeçilmez bir eğitim basamağıdır. Artık toplum tarafından gelecekte ülke yapılanması için aday bir birey olarak algılanırız. Üniversite eğitimi hem şahsi geleceğimiz hem de içinde yaşadığımız ülke ve toplum için belirleyici faktörlerden biridir. Öyle ki, gelecekte sahip olmak istediklerimiz için üniversite diplomamız, bizim yaşam ehliyetimiz gibidir. Araç ehliyet sisteminde olduğu gibi üniversite diploması da geleceğimizde yaşantımızı hangi yönde, hangi mesuliyetle taşıyacağımızı belirleyici niteliktedir.
Bilgi çağında yaşayan, bilgi toplumu fertleri olarak artık üniversite eğitimi sadece diploma olmaktan çıkmış, şahsi varlığımızın bir simgesi haline gelmiştir. Üniversite hayatına başlarken kendi geleceğimizde sahip olmak istediğimiz mesleğe göre seçim yaparak sınav sistemlerine hazırlanmak, bu alanda yoğunlaşmak ve başarı elde etmek; meslek sahibi ama mutsuz kişiler olmamızı engeller. Sınavlara girerken ne istediğimizden emin olmamız, tercihlerimizi elde ettiğimiz sonuçlarla bizi en mutlu edecek anlarda yapmamız gerekir. Sınav stresi denilen olgu aslında kişilerin sınava hazırlanırken kendilerini yetersiz görmelerinden kaynaklanmaktadır.
Oysa sınavdan önce en emin olduğumuz alanlara ağırlık verirsek, sınav sırasında başarılı soru çözümleri bizi motive edecek ve diğer sorulara daha çok zaman ayırmamızı sağlayacaktır. Sınavlar ve sonuçları bir son değil aksine başlangıç olarak alınırsa eksiklerimizi tamamlamamız açısından kendimize tutulan bir ayna gibidir. Aynaya baktığımızda beğenmediğimiz şeyler için nasıl çaba harcıyorsak sınav sonuçlarında da eksiklerimiz için aynı çaba ile kendimizi tamamlayabiliriz. Umarım tüm öğrenci adaylarımız hayatın bir ayna olduğunu ne verirsek onu görebileceğimiz düşüncemi benimle paylaşır.